
Bu soruyla bize gelen işletme sahiplerinin çoğu, cevabı aslında birinden çoktan duymuş oluyor: "artık herkesin bir uygulaması var." Linkysoft olarak aynı soruyu haftada birkaç kez duyuyoruz ve dürüst cevabı en baştan söylemeyi tercih ediyoruz, çünkü bu kararın yanlış tarafında durmak bir işletmeye yıllarca para kaybettirebiliyor.
Detaya girmeden önce dürüst cevap
Bize bu soruyla gelen işletmelerin kabaca onda sekizinin ihtiyacı önce telefonda düzgün çalışan bir web sitesi; uygulama ise ya çok sonra gelir ya da hiç gelmez. Bunu söylemek işimize gelmez gibi görünebilir, ama uygulama yapmak da bizim işimiz olduğu için tam da bu yüzden söylüyoruz: iki yıl sonra kimsenin açmadığı bir uygulama ne sizin ne de bizim referansımız olur.
İnsanların bu soruyu sorarken gerçekte merak ettiği şey şu: müşterime telefonundan nasıl ulaşırım. Küçük ekrana göre kendini yeniden dizen bir site bu işi zaten yapıyor, üstelik kimseden bir şey indirmesini istemeden yapıyor.
Üç kelimeyi hemen tanımlayalım, çünkü yazının geri kalanı bunların üstüne kurulu. Web sitesi, herkesin tarayıcısına adresini yazıp açtığı sayfadır ve kurulum diye bir adımı yoktur. Mobil uygulama, kişinin App Store ya da Google Play üzerinden telefonuna kurması gereken bir programdır. Duyarlı tasarım ise aynı sitenin telefonda, tablette ve bilgisayarda kendini o ekrana göre yeniden düzenlemesi demektir, yani ayrı bir mobil site değil, tek sitenin üç ekrandaki hali.
Kararı belirleyen üç rakam var ve yazının tamamı bu üçünü açıyor: kaç kişinin uygulamayı gerçekten kuracağı, işin ikinci ve üçüncü yılda size yılda ne kadara mal olacağı ve tek bir müşterinin bunu ne sıklıkla açacağı. Sitenin kendisini kurmak dahil diğer her şey, bu üç rakamın etrafında şekilleniyor.
Bir web sitesinin uygulamadan daha iyi yaptığı şeyler
Sitenin en büyük avantajı daha ilk saniyede ortaya çıkıyor: kurulum diye bir adım yok. Tek bir bağlantı iPhone'da da açılır, Android telefonda da, dizüstünde de, ofisteki ortak bilgisayarda da; müşteriden istediğiniz tek şey bir tıklama olur, şifre hatırlamak ya da 80 megabayt indirmek değil.
İkincisi, ve belki de en önemlisi, sitenin aramada bulunmasıdır. Sizi hiç duymamış biri "yakınımda diş kliniği" yazdığında karşısına çıkabilirsiniz; oysa hiçbir uygulama mağazası araması bir fırın ya da bir diş kliniği için bunu yapmaz, çünkü kimse mahallesindeki fırını mağazada aramaz. Bu yüzden yeni müşteri bulma işi büyük ölçüde arama ve dijital pazarlama tarafında dönüyor ve o tarafın oyun alanı web.
Üçüncüsü, değişikliklerin dakikalar içinde yayına girmesi. Fiyatı, menüyü, çalışma saatlerini ya da stok durumunu güncellediğinizde ziyaretçilerin tamamı yeni halini görür ve bunun ne kadar büyük bir rahatlık olduğunu çoğu işletme ilk zamlı fiyat listesinde anlıyor.
Dördüncüsü bütçe tarafında duruyor: yapılacak tek bir şey ve ödenecek tek bir fatura vardır, çünkü aynı sayfalar telefonu da, tableti de, muhasebecinin masasındaki bilgisayarı da karşılar. Beşincisi de en çok işe yarayanı: bir fikrin gerçekten müşterisi var mı sorusunu en ucuz sınayan yol sitedir, üstelik kimse büyük bir yapıma taahhüt vermeden önce.
Mobil uygulamanın size gerçekten kazandırdıkları
Şimdi işin diğer yüzüne geçelim, çünkü uygulamanın tartışılmaz dört üstünlüğü var.
- Ana ekranda kalıcı bir simge, yani müşteri sizi hatırlamak için hiçbir şey yazmak zorunda kalmaz.
- Anlık bildirim, yani müşteri sizi hiç düşünmezken bile ona ulaşabilmeniz.
- İnternetsiz çalışabilmesi ve sahada toplanan verinin şebeke geri geldiğinde kendiliğinden sisteme düşmesi.
- Telefonun donanımına derinlemesine erişim, yani kamera, GPS, Bluetooth, parmak izi okuyucu ve barkod okuma.
Anlık bildirim şu demek: kişi hiçbir şeyi açmadan, telefonun kilit ekranında beliren kısa bir mesaj. Pratikte gördüğümüz oranlar da şöyle: Android kurulumlarının yüzde 40 ile 60 arası bildirime izin veriyor, iPhone tarafında bu oran daha düşük çünkü kullanıcının açıkça evet demesi gerekiyor. İzin verenler arasında doğru zamanda gönderilmiş bir mesaj insanların yüzde 3 ile 10 arasını harekete geçiriyor, aynı mesaj e-postayla gittiğinde ise bu oran yüzde 1 ile 3 arasında kalıyor.
Bu dört üstünlük kime gerçekten yarıyor sorusunun cevabı da net: dağıtım yapan kuryelere, sahada çalışan teknisyenlere, depo ekiplerine, sadakat ve puan programlarına ve müşterinin her hafta eline aldığı her işe. Bunların hepsinde uygulama kendini kolayca ödetir.
Şunu da kırmadan söyleyelim: "müşterilerimiz bir uygulamayı çok sever" cümlesi bir temennidir, yukarıdaki dört sebepten biri değildir, ve temenni ikinci yılın bakım faturasını ödemez. Dört maddeden birini gösterip "bizim uygulamamız bunun için" diyemiyorsanız, dürüst okuma henüz ihtiyacınız olmadığı yönündedir. Gösterebiliyorsanız, o zaman konuşulacak asıl konu uygulamayı düzgün yapmak olur.
Kimsenin bütçeye yazmadığı kurulum engeli
En çok fikir değiştiren rakam bu, o yüzden yavaş yürüyelim. Telefonundan işletmenize ulaşan 1.000 kişi düşünün ve hepsinden uygulamayı kurmasını istediğinizi varsayalım. Bu 1.000 kişinin yaklaşık 40 tanesi kurulumu bitirip uygulamayı açar. Yaklaşık 110 kişi kur düğmesine basar ama yolun bir yerinde vazgeçer, çünkü mağaza şifre sorar, bağlantı zayıftır, telefonda yer kalmamıştır ya da iki ekran arasında ilgisini kaybeder. Geriye kalan 850 kişi ise bu fikirle hiç ilgilenmez ve mobil siteyi gayet memnun kullanmaya devam eder.
İşin ikinci yarısında mağaza efsanesi dağılıyor. Kaynağını takip edebildiğimiz kurulumların neredeyse tamamı, işletmeyi zaten tanıyan birinden geliyor: tabelayı görmüş, fişin üstünde okumuş, e-postayı almış ya da arama sonuçlarından siteye girmiş biri. Yani mağaza araması size yabancı getirmiyor, sadece sizi zaten bilenleri kuruluma taşıyor.
Buradan çıkan sonuç kararın sırasını belirliyor: uygulama, elinizdeki müşteriyi elde tutma aracıdır, site ise yeni müşteri bulma aracıdır. Bu yüzden hangisini önce yaptığınız çok önemli, çünkü önce bulacaksınız ki sonra tutacak birileri olsun. Bildirim üzerine yazdıklarımız da aynı yere çıkıyor: elinizde kimse yokken gönderecek mesaj da olmuyor.
Her seçeneğin yapım maliyeti
Verdiğimiz tipik teklif aralıkları şöyle. Listeden önce içindeki üç terimi yerine oturtalım. Yerel uygulama, yaygın adıyla native, iPhone için ayrı ve Android için ayrı yazılan uygulama demektir, çünkü iki telefon aynı kodu anlamıyor. Arka uç, sunucuda duran ve kimsenin görmediği taraftır, yani verinin saklandığı ve kuralların işlediği yer. Web uygulaması ise okumak için değil çalışmak için kullanıcı adıyla girilen bir sitedir, yönetim panosu da o sitede işin sayılarını tek bakışta özetleyen ekrandır.
- İşinizi anlatan ve insanları size ulaştıran duyarlı bir tanıtım sitesi: 5.000 ile 12.000 dolar, 4 ile 8 hafta.
- Aynı sitenin üzerine gerçek randevu ve online ödeme eklendiğinde: 12.000 ile 25.000 dolar, 8 ile 12 hafta, çünkü para ve takvim her seferinde doğru çalışmak zorundadır.
- Müşteri hesapları, personel rolleri ve yönetim panoları olan bir web uygulaması: 25.000 ile 60.000 dolar, 12 ile 20 hafta.
- İki yerel mobil uygulama ve bunları besleyen ortak arka uç: 60.000 ile 150.000 dolar, 20 ile 28 hafta, çünkü her ekran iki kez yapılır ve onlarca gerçek cihazda ayrı ayrı test edilir.
Bir projeyi kendi bandı içinde yukarı ya da aşağı iten dört şey var: ekran sayısı, kullanıcı rolü sayısı, ödeme olup olmaması ve kaç ayrı sisteme bağlanacağı. Rol sayısı en çok hafife alınanı, çünkü müşteri, personel ve yönetici aynı ekranı farklı gördüğünde o ekran bir kez değil üç kez tasarlanır ve üç kez test edilir. Maliyet hesabı yapan herkesin önce bu dördünü kağıda yazması gerekiyor.
İki platform meselesinde de gerçekçi olalım: iki uygulama tek uygulamanın iki katı değil, kabaca 1,6 ile 1,8 katıdır, çünkü tasarım, arka uç ve test planı ortaktır, ayrı olan yalnızca ekran kodudur. Tek koddan iki uygulama üreten çapraz platform araçları da işin yapım kısmında genelde yüzde 20 ile 35 arasında tasarruf sağlıyor; ama uygulama kameraya, haritalara ya da Bluetooth'a çok yaslandığında bu tasarruf hızla eriyor, bunu baştan bilmekte fayda var.
Son olarak yine o görünmeyen tarafa dönelim: arka uç, ön yüzü ister site ister uygulama olsun aynı faturayı getirir. Hesap ve rol içeren bir web uygulaması yaptırdığınızda bu işin büyük bölümünü zaten ödemiş olursunuz, dolayısıyla uygulama kararı da o noktadan sonra çok daha ucuz bir karara dönüşür.
Yayından sonra gelen faturalar
Sabit mağaza masrafları küçük ve herkese açık: Apple geliştirici hesabı yılda 99 dolar, Google Play tarafı ise tek seferlik 25 dolar. Küçük olmayan kalem komisyon, çünkü uygulama içinde satılan dijital her şeyden yüzde 15 ile 30 arasında bir pay gidiyor; oysa kendi sitenizde kartla alınan bir ödemede bu oran kabaca yüzde 2 ile 3 arasında kalıyor. Aylık abonelik ya da dijital ürün satıyorsanız bu tek başına kararı değiştirebilir.
Bakım bütçesi de gerçek bir kalem: her yıl yapım maliyetinin yüzde 15 ile 25 arasını ayırmak gerekir. Sebebi basit, hem iOS hem Android yılda bir büyük sürüm çıkarıyor ve dokunulmayan uygulama o sürümlerin altında sessizce bozuluyor. Rakamla söylersek, 18 ile 24 ay boyunca hiç elden geçmeyen bir uygulama genelde ya açılmaz hale geliyor ya da mağazadan kaldırılıyor; kendi haline bırakılmış bir site ise yıllar sonra hala açılıyor.
İki mağaza ayrıca iki inceleme kuyruğu, iki ayrı kural seti ve iki ayrı ret ihtimali demek. Bizim gördüğümüz kadarıyla ilk gönderimde üç uygulamadan biri kabul edilmeden önce en az bir kez geri dönüyor, ve bu geri dönüşleri karşılayan da sizin ekibinizin zamanı oluyor, ki bunu önceden bütçeleyen kimseye rastlamadık.
Bir de sorumluluk tarafı var. Hesap, konum ve ödeme bilgisi tutmaya başladığınız anda müşterinize karşı yükümlülüğünüz artıyor, dolayısıyla müşteri verisini korumak artık isteğe bağlı bir kalem değil, projenin sabit parçası oluyor.
Değişim hızı: dakikalar mı, günler mi
Bir fiyat, bir menü kalemi ya da bir çalışma saati sitede değiştiğinde on dakikadan kısa sürede her ziyaretçi yeni halini görür. Aynı değişiklik uygulamada önce incelemeden geçmek zorunda, ki bu ilk gönderimde 24 ile 48 saat, bazen bir haftaya kadar sürüyor; sonra da ilk hafta içinde kullanıcıların ancak yüzde 50 ile 70 arasına ulaşıyor ve geri kalan kuyruk aylarca sürüyor, çünkü bazı insanlar hiçbir uygulamayı güncellemiyor.
Bunun günlük hayattaki karşılığı şu: bir süre boyunca kendi işinizin iki sürümünü aynı anda çalıştırırsınız, birinde eski fiyat vardır, diğerinde yeni fiyat. Yani uygulamada fiyat değiştirmek aslında bir değişiklik değil, bir taşınma işidir ve destek ekibiniz o taşınmanın tam ortasında kalır.
Pratik kural basit: fiyatlarınız, stoğunuz ya da içeriğiniz haftalık oynuyorsa web tek başına bu maddeden kazanır. Restoranların, marketlerin ve perakendecilerin çoğu için karar zaten burada bitiyor, diğer maddelere bakmaya bile gerek kalmıyor.
Kimsenin size göstermediği orta yol
Arada duran ve nedense çok az teklifte yer alan bir seçenek var: ana ekrana eklenen web uygulaması. Sade haliyle şu demek: müşteri sitenizi telefonun ana ekranına ekler, sitenin kendi simgesi olur, tarayıcı çubuğu görünmeden tam ekran açılır, kim olduğunu hatırlar, sinyal düştüğünde daha önce açtığı sayfalarla çalışmaya devam eder ve modern telefonlarda bildirim bile gönderebilir.
Maliyeti ve süresi de bu yüzden çok farklı: mevcut bir sitenin üzerine genelde 2.000 ile 5.000 dolar ve bir ile üç haftalık iş demek. Mağaza hesabı yok, inceleme kuyruğu yok, satışlardan komisyon yok ve güncellemeyi yayına aldığınız anda herkes yeni sürümü kullanıyor.
Nerede durduğunu da açıkça söyleyelim: yoğun Bluetooth kullanımı, arka planda sürekli konum takibi ve bazı ödeme akışları bu yolla iyi çalışmıyor, ayrıca uygulama mağazalarında görünmüyorsunuz. Yani her derde deva değil, ama derdi ana ekranda bir simge ve hızlı erişim olan işletmelerin büyük kısmını fazlasıyla karşılıyor.
Linkysoft olarak müşterilerimizle izlediğimiz sıra şu: önce bunu yayına alırız, bir çeyrek boyunca rakamları izleriz, sonra gerçek bir uygulama sorusunu fikirle değil kanıtla cevaplarız. Üç ayın sonunda kaç kişinin ana ekrana eklediğini ve kaç kişinin haftada bir geri döndüğünü gördüğünüzde karar kendiliğinden netleşiyor.
Kararı veren beş soru
Görüşmelerde masaya koyduğumuz sorular bunlar ve hepsini kendi başınıza da cevaplayabilirsiniz.
- Tek bir müşteri bunu ne sıklıkla açar? Haftada bir, yani yılda elli civarı açılış, net bir evet. Ayda bir, yani yılda on iki açılış, ancak her açılış size gerçek para kazandırıyorsa evete dönüşen bir belki. Yılda birkaç kez ise hayır, çünkü ayda birin altına düşen uygulama, telefonun hafızası dolduğunda silinen ilk şey oluyor.
- Asıl iş hiç sinyal olmadan çalışmak zorunda mı? Bodrumda, asansörde, tarlada ya da hareket halindeki bir kamyonette iş görmesi gerekiyorsa bu tek başına güçlü bir evet.
- Ana görev gerçekten kameraya, GPS'e, Bluetooth'a ya da parmak izine ihtiyaç duyuyor mu? Bunu hoş bir ek özellik olarak değil, işin kendisi olarak soruyoruz.
- Bir dakika içinde ulaşan bir mesaj sizin için gerçek para ediyor mu? Örneğin yola çıkan bir teslimat ya da yeni boşalan bir randevu saati.
- İkinci ve üçüncü yılı fonlayabilir misiniz? Her yıl yapım maliyetinin yüzde 15 ile 25'i kadar, içinize sinerek ve homurdanmadan.
Puanlama açık: üç ya da daha fazla net evet varsa uygulama yerini hak ediyor demektir. Daha azsa siteyi yapın, parayı cebinizde tutun ve altı ay sonra elinizdeki rakamlarla tekrar bakın.
Üç gerçek durum ve bizim tavsiyemiz
Aşağıdaki üç örnek, aynı sorunun üç farklı cevabını gösteriyor.
Teslimat pazaryerine yüzde 25 ile 30 komisyon ödeyen bir restoran. 20 dolarlık bir siparişte bu yaklaşık 5 dolar demek, yani her siparişte masadan kalkan bir para. Siparişi ve ödemeyi kendi alan bir sipariş sitesi yukarıdaki 12.000 ile 25.000 dolar bandına giriyor, dolayısıyla sipariş başına 5 dolarlık kazançla kendini 2.400 ile 5.000 sipariş arasında ödüyor; günde kırk sipariş alan bir yer için bu iki ile dört ay demek. Uygulamaya hiç gerek olmadı, çünkü müşteri zaten menüyü arıyor ve gelen bağlantıya tıklıyordu.
Ayda 900 civarı randevu alan bir klinik. Resepsiyon her randevu çağrısına ortalama dört dakika veriyordu, bu da ayda 60 saate yakın bir zaman demek. Mevcut sitenin üzerine kurulan randevu sistemi bu işi devraldı ve çağrıların yüzde 60'ının online tarafa geçmesi bile ayda yaklaşık 36 saat kazandırdı, yani yarı zamanlı bir maaş kadar. Uygulama ise tekrar reçete akışı onu gerçekten gerekli kılana kadar rafa kaldırıldı.
40 araçlık bir saha servis şirketi. Burada uygulama açıkça doğru cevaptı, çünkü teknisyenler sinyalin olmadığı yerlerde form dolduruyor, fotoğraf çekiyor ve imza topluyor, yani işin kendisi telefonun donanımıyla yapılıyor. Buna karşılık müşterinin gördüğü her şey, yani randevu, takip ve fatura, web tarafında kaldı. Benzer projelerin nasıl kurgulandığını yaptığımız işlerde görebilirsiniz.
Bu hafta nasıl karar verirsiniz ve bize ne getirmelisiniz
Önerdiğimiz sırayı açıkça söyleyelim: önce siteyi yapın, üç ay ölçün, uygulama sorusunu ondan sonra ve hisle değil rakamla cevaplayın. Bu sıra kimseyi bir şeyden mahrum bırakmıyor, sadece büyük harcamayı kanıtın arkasına alıyor.
Herhangi bir görüşmeden önce toplamanız gereken dört rakam var: ziyaretçilerinizin yüzde kaçının telefondan geldiği, geri dönen bir müşterinin ayda kaç kez uğradığı, personelin ayda kaç randevuyu ya da çağrıyı elle karşıladığı ve şu anda pazaryerine veya ajansa ödediğiniz komisyon. Bu dördü elinizde olduğunda konuşma tahmin olmaktan çıkıp hesaba dönüşüyor.
Linkysoft ile ilk görüşmede olan şey de tam olarak budur: beş soruyu birlikte geçeriz ve rakamlar öyle diyorsa size uygulamayı yaptırmayın deriz. Bunu nezaketten değil tecrübeden söylüyoruz, çünkü düzgün bitmiş küçük bir proje, ikinci yılda terk edilmiş büyük bir projeden her zaman iyidir.
Bir de şunu ekleyelim: insanların "bize uygulama lazım" diye tarif ettiği ihtiyacın büyük kısmı aslında sitenin üstünde çözülebiliyor. Sorulara anında cevap veren bir sohbet asistanı ya da doğru sonucu ilk denemede getiren akıllı bir arama çoğu zaman aranan şeyin ta kendisi oluyor; bunlar için yapay zeka çözümlerimize bakabilirsiniz.
Elinizdeki rakamları getirin, birlikte bakalım ve hangisinin sizin için doğru olduğunu açıkça söyleyelim; bunun için bize ulaşın. Karar öncesinde biraz daha okumak isterseniz, aynı hesapları adım adım anlattığımız yazıların tamamı blog sayfamızda duruyor.